Tilkiler Şehirlerde Nasıl Yaşamayı Öğrendi
Ormanın hayvanı sanılan kızıl tilki, bugün pek çok kentin kenar mahallelerinde yaşıyor. Bu uyumun nedenleri ve komşuluk kuralları.
Melis Karaca 4 dk
Şehirlerin kenar mahallelerinde, akşam karanlığı çöktükten sonra kaldırım kenarında beliren o ince siluet çoğu insanı şaşırtır. Kızıl tilki, ormanın derinliklerine ait sanılan bir hayvan olmasına rağmen dünyanın pek çok kentinde apartman bahçelerinin, sanayi sitelerinin, tren yollarının ve mezarlıkların arasında kendine sağlam bir yaşam alanı kurmuş durumda. Bu yerleşme bir kaza değil; tilkinin biyolojisiyle şehrin sunduğu koşulların şaşırtıcı biçimde birbirine oturmasının sonucu.
Neden ormandan çok kaldırımı seçiyor
Tilki, beslenme konusunda son derece esnek bir hayvan. Küçük kemirgenler, böcekler, kuş yumurtası, yabani meyveler, leş ve insan artıkları aynı menüde yer alabiliyor. Bu genişlik, tek bir besin kaynağına bağımlı türlerin şehirde tutunamadığı yerde tilkiye avantaj sağlıyor. Kentin çöp konteynerleri, pazar yerlerinden arta kalanlar, bahçelerde biriken meyveler ve bahçe farelerinin yoğunluğu, ormanda haftalarca dolaşarak elde edilecek kaloriyi birkaç sokak içinde sunuyor.
İkinci etken güvenlik. Kent çevresinde büyük yırtıcılar yok; kurt, vaşak ya da çakal baskısı ya hiç bulunmuyor ya da çok zayıf. Avlanma da kent sınırları içinde söz konusu değil. Bu, tilki için yavru yetiştirmenin daha az riskli olduğu bir ortam demek. Üstelik şehirde sıcaklık kırsala göre birkaç derece daha yüksek seyrediyor; kış aylarında bu fark, enerji harcamasını doğrudan düşüren bir kazanç.
Görünmeden yaşamanın ustalığı
Şehirli tilki, insanla temas etmeden yaşamanın inceliklerini geliştirmiş bir hayvan. Gündüzleri çoğunlukla saklanır: bir garaj altındaki boşluk, terk edilmiş bir inşaat temeli, çalı yığınının içi ya da tren yolu kenarındaki eğimli toprak yamaç, gün ışığını geçirmenin ideal yerleridir. Hareketlilik alacakaranlıkla başlar. Trafiğin azaldığı, yaya sayısının düştüğü saatlerde şehir, geniş ve neredeyse boş bir av sahasına dönüşür.
Bu hayvanların kent haritasını okuma biçimi de dikkat çekicidir. Tilkiler, tekrar tekrar aynı güzergâhı kullanır; duvar dipleri, dere yatakları, demiryolu kenarları ve park sınırları onlar için birer koridordur. Kırsalda kilometrelerce alana yayılan bir bireyin şehirde çok daha küçük bir bölgeyle yetinebilmesinin nedeni budur: kaynak yoğun, mesafe kısa.
Karşılaşınca ne yapmalı
Bir tilkiyle burun buruna gelmek çoğu insan için hem heyecan verici hem tedirgin edicidir. Oysa bu hayvanlar doğaları gereği ürkek ve çatışmadan kaçınan canlılardır. Saldırgan davranış olağan dışıdır; yaklaşan bir insan karşısında normal tepki, sessizce uzaklaşmaktır. Yapılması gereken en doğru şey de aynısını yapmak: yolunu kesmemek, köşeye sıkıştırmamak, fotoğraf için üzerine yürümemek.
Asıl kritik konu beslemektir. İyi niyetle bırakılan yiyecek, tilkinin insanla arasındaki doğal mesafeyi eritir. Beslenen birey giderek kapı önlerine, balkonlara, çocuk parklarına yaklaşır; korkusunu yitirdiği ölçüde hem kendisi hem de mahalle için sorun kaynağı hâline gelir. Şehirde tilkiyle huzurlu bir komşuluk kurmanın temel şartı, onu besin için insana bağımlı kılmamaktır.
Benzer biçimde çöpü açıkta bırakmamak, kapaklı konteyner kullanmak, bahçedeki kedi ve köpek mamalarını gece dışarıda unutmamak, tilkiyi doğal beslenme düzeninde tutmaya yarar. Kompost kutularının kapağını sabitlemek de işe yarar bir önlemdir.
Şehrin kabul etmesi gereken komşuluk
Tilkinin kentte yaşaması, doğanın yenildiği değil, sınırların bulanıklaştığı bir tabloyu anlatır. Kentler genişledikçe kırsalın içine giriyor; bazı türler bu kesişimde yok oluyor, bazıları uyum sağlıyor. Tilki, uyum sağlayanların en görünür örneği. Yaban tavşanını, kirpiyi, sansarı ve yarasayı da aynı hattın parçası saymak gerekir.
Bu komşuluğun bize hatırlattığı şey basit ama önemli: kent, yalnızca insanın kullandığı bir alan değil. Bir gece yarısı sokaktan geçen tilki, o mahallede hâlâ böcek olduğunun, fare popülasyonunun dengelendiğinin, yeşil koridorların tümüyle kopmadığının işareti. Onu bir tehdit gibi değil, kentin ekolojik nabzını gösteren sessiz bir gösterge olarak okumak, birlikte yaşamayı çok daha kolaylaştırır.
Yavru dönemi ve mevsimlik ritim
Şehirli tilkilerin görünürlüğü yıl boyunca aynı değildir. İlkbaharda yavrular yuvadan çıkmaya başladığında, bahçelerde gündüz vakti bile oyun oynayan gençlere rastlanabilir. Bu dönemde anne son derece temkinlidir ve rahatsız edildiğini hissederse yavruları başka bir sığınağa taşır. Gereksiz müdahale, bir yuvanın tamamen terk edilmesine yol açabilir.
Yaz sonunda gençler dağılır ve kendi bölgelerini aramaya çıkar. Trafik kazalarının en yoğun olduğu dönem de budur; deneyimsiz bireyler tanımadıkları güzergâhlarda yol kenarlarına yaklaşır. Kışın ise besin arayışı hem daha uzun sürer hem de daha geniş alana yayılır. Aynı bahçede yıl boyunca farklı sıklıkta tilki görülmesinin nedeni budur.
Bir kentte yaban hayvanı görmek, o kentin tümüyle betona teslim olmadığının kanıtıdır. Aradaki mesafeyi korumak koşuluyla bu karşılaşmalar, şehirli insanın doğayla kurabildiği en gerçek temaslardan biri olmayı sürdürüyor.